Sultan ıı. Abdülhamid ve petrol savaşı
(Makale)
Sultan II. Abdülhamit petrol mücadelesine karşı denge siyaseti takip etmişti. Zira petrol üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen başta İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa ve Rusya Osmanlı topraklarındaki petrol bölgelerini ellerine geçirmek için gayr-ı resmi yöntemleri kullanmak suretiyle mücadele içine girdiler. Öyle ki bu devletler, petrolbölgelerine hâkim olunduğunda Avrupa ve dünyada büyük bir güç halinegeleceklerini biliyorlardı.
Sultan II. Abdülhamid ülkenin yüksek menfaatleri ilkesine dayanan denge politikası güdüyordu.İngiltere’nin baskısına karşı Almanya’yı, Almanların taleplerine karşı da İngiltere’yi kullanmak suretiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun çıkarlarını korumaya çalışıyordu.İngiltere’ye Adana- Mersin Demiryolu İnşaatını, Almanya’ya da Bağdat, Hicaz Demiryolu İnşaatı verdi. 1890 yılındada “İrade-i Seniye” ile Musul petrol sahasını“Memâlik-i Şahane(Yani Padişahın Mülkü)” ilan etti.
Ayrıca dünyanın en önemli kavşak noktasına demiryoluyla ulaşım imkânı sunması İngiltere’nin Süveyş Kanalı’ndaki hâkimiyetini, Hindistan ve Uzakdoğu ile olan bağlantısını kesecekti. Yine Hicaz Demiryolu hattıyla da İslam birliği politikasını da tatbik sahasına koyma fırsatını yakalayacak ve ayrıca Hindistan’daki altmış milyon Müslüman’ı hilafet merkezi etrafında birleştirecekti.
Sultan II. Abdülhamid demiryolu hattının yapımına kaynak yaratmak için kampanyalar düzenledi. Hattın her iki tarafındaki otuz kilometrelik şeritlerde arkeolojik kazılar, petrol ve yeraltı aramaları yaptırarak demiryolunun geçtiği toprakları kalkındırmak istiyordu.
Bağdat Demiryolu sarp Toros Dağları’nı tünellerle delip geçerken Mezopotamya’da yeni petrol haritaları yapılarak kuyular açılıyordu. Osmanlı’nın Asya kıtasındaki Müslümanlar heyecan içindeydi. Abdülhamid Han’dan ziyadesiyle memnunlardı ve ona bir halel gelmemesi için sürekli dua ediyorlardı.
Sultan II. Abdülhamid’in Musul ve Bağdat
havalisinde yaptırdığı petrol haritası
Bağdat Demiryolunun Basra’ya kadar uzanması İngilizlerde büyük bir endişe meydana getirdi. Sultan II. Abdülhamid, “hilafet” nüfuzunu da kullanarak İslam dünyasından büyük yardımlar toplanabileceğinin farkındaydı. Yıldız İstihbarat Teşkilatı elemanlarının da geniş propagandasıyla çalışmalar başlatıldı. Hilal-i Ahmer Cemiyeti de buna katıldı. Öyle ki Hint Müslümanları parmaklarındaki yüzükleri dahi bu büyük proje için gönderiyorlardı.
Hicaz Demiryolu yardım bileti
Abdülhamid Han İngilizlerin oyununu bozsa da zihniyetlerini değiştiremezdi. Diplomatik kanalları kapanan İngiliz ve FransızlarOrtadoğu’nun zengin petrol kaynaklarını almaya yönelik müthiş bir saldırı planı içine girdiler.Kim ne yaparsa yapsın çıktıkları yoldan geri dönmeye niyetleri yoktu. Mısır, Arabistan, Suriye, Irak ve Hindistan hattındaki emellerinden vazgeçmediler.
İngiltere petrol sebebiyle bölgeye olan ilgisini daha da arttırmıştı. Umman, Bahreyn, Kuveyt şeyhlerini himayesi altına alabilmek için her türlü te¬şebbüse girişti. Ayrıca Arapça bilen İngiliz mis¬yonerlerini bölgeye göndererek yerli halk üzerinde nüfuz kazanma çabalarına girişti. Halka Osmanlıları sö¬mürgeci kendilerini kurtarıcı gibi göstermeye çalıştılar.Ortadoğu’ya gönderdikleri ajanlar her fırsatta halkın arasına nifak sokuyor, kendi saflarına çekecekleri nüfuzlu isimler arıyorlardı.
Batılı emperyalistler petrolü elde edebilmek için gayr-i insanî yollara müracaat etmekten geri durmadılar. Nihayet kullanabilecekleri nüfuzlu bir kişiyi keşfetmişlerdi. Bu kişi, Peygamber Efendimizin(sav) soyundan gelen Şerif Hüseyin’den başkası değildi. Arap kabileleri içinde Şerif Hüseyin’in kabilesi çok kalabalıktı. Bu yüzden Osmanlı’ya karşı kullanılabilecek kişi Şerif Hüseyin ve oğulları olacaktı. Başta Şerif Hüseyin olmak üzere Arap şeyhlerine her türlü silah ve para yardım etme sö¬zü verdiler.
Sultan Abdülhamid bu karanlık oyunu önceden sezmişti. Mekke’de bulunan Şerif Hüseyin’i ailesiyle birlikte İstanbul’a davet etti. Şerif Hüseyin’i on sekiz yıl boyunca bir daha Mekke’ye dönmesine izin vermedi. II. Abdülhamid petrol bölgelerinin elde tutulmasına, Doğu Anadolu'nun Er¬menilere verilmesine, Filistin'e Yahudilerin yerleşmesine sürek¬li karşı çıkmış, en ufak bir tavize yanaşmamıştı.
II. Abdülhamid İngiltere'nin bütün girişimlerini her defasında boşa çıkardı. Petrol bölgeleri üzerinde hâkimiyet mücadelesi veren sadece İngiltere ve Fransa değildi. Bunların yanı sıra ABD, Almanya, Rusya gibi ülkeler de bu mücadelenin tarafıydılar.
Osmanlı’ya oynanan oyunlar bitmedi. Günümüzde olduğu gibi içeriden yapılan saldırılar daha da tehlikeli hale geldi. Devlet içindeki güçlerin baskısıyla Kanun-i Esasî çalışmaları başlatıldı. Sultan II. Abdülhamid ya savaşacak ya da Kanun-i Esasî’yiilan edecekti. Her iki halde devletin ölüm fermanı demekti.
23 Temmuz 1908 Perşembe günü sabah gazete manşetlerinden şehrin en ücra köşelerine kadar her yerde duyulan ses, “Yaşasın hürriyet!” idi.Davullar çalmaya başladı. Yahudi takkeleri, fesler, şapkalar havalara fırlatılıyordu. Başlarındaki renk renk külahlarla hocaların ve papazların birbirleriyle kucaklaşması… Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler sokaklardaki şenliklere kol kola katılıyordu. Hoca ile papaz sarmaş dolaştı.
Hürriyet sarhoşluğu devam ederken dışardan desteklenen güçlerle 31 Mart 1909 Sultan Abdülhamid’e darbe yapıldı. İttihatçılar Sabık padişahı Selanik’e sürdüler. Yıldız sarayını yağmaladılar, padişahın özel servetine bile el koydular.
Batılı güçler emellerine ulaşmışlardı. İttihat ve Terakki Partisi iş başına geldikten sonra Şerif Hüseyin ve oğulları çok istedikleri Mekke’ye geri dönebildi. Her şeyi ele geçiren İttihatçılar Sultan II. Abdülhamid’in Musul petrol havzası ve Filistin’de bulunan arazilerini Memalik-i Şahane (özel mülkü olmaktan) olmaktan çıkarttılar.
1914 yılın¬da başlayan Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti felakete sürüklendi. Bütün güçleriyle Osmanlı Devleti’ne saldırmaya başladılar. Artık emperyalist devletlerin, yapmayacakları hiçbir şey yoktu. Milyonlarca insanı haksız yere öldürdüler. Ortadoğu’da yerlihalklara ait kaynakları rızaları dışında halkın ellinden aldılar.Osmanlı topraklarındaki petrol sahalarına işaretler koyarak petrol bölgelerini iş¬gal etmeye başladılar.
1936 yılında W. Churchill, Avam Kamarası’nda petrol ve İngiltere’nin menfaatlerinin müzakeresi esnasında “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir” sözünü sarf etmişti.
03.01.2023
ŞÜKRÜ ALTIN
Araştırmacı – Tarihçi Yazar