Ben İsimlerimle Yaşıyorum

AbdulhalikDemir

17-02-2016 22:23

AbdulhalikDemir

Gerçek Yaşantımla ilişkili bir yazı
 
İnsanlar  doğumundan bir müddet önce  yada doğduğunda bazen de doğumundan kısa bir süre sonra kişinin kendisi ile yaşayacağı bir isim verilir.  Bu isimde çocuklar kulaklarına dua ile okunur.
Rahmetli büyük babamda (Mekanı Cennet olsun)  kızımın kulağına ismini bu şekilde  okuyarak vermişti.
İsimle alakalı genel bilgilere  girmeye gerek yok.  Kişiler çocuklarına çeşitli etkenlerden dolayı farklı isimler verirler.

Benim ismini de büyük annem vermiş.  Rahmetli yaşarken hiç de aklıma gelmedi benim ismimi verirken neden etkilendi diye sormak.

Rahmetli büyük annem (Mekanı Cennet olsun) benim ismini  vermiş ama ben dahi telaffuz etmeye  üniversitede  hatta son  10 yılda gerçek ismimi kullanmaya başladı..

 

Hatırlıyorum 6-7 yaşlarındaydım bizimkiler yurt dışında olduğundan köyde büyük annem ve büyük babamla beraber kalıyordum.

Arkadaşlarım ve köy halkı bana Haluk diye hitap ediyorlardı.  Sizlerin bildiği haluk ismi değil. Haluk isminin A ve U harfini uzatarak söylüyorlardı.

İsmimi büyük annem vermesine rağmen ismimle kendisi de hitap etmiyordu.  Oda Abdul diye hitap ediyordu.

Yaz aylarında Ankara ve diğer şehirlerde yaşayan köylülerimiz köyümüze geldiklerinde ismimi bilmeyenler  güneşten yanmış sarı saçlarım nedeni ile Sarı oğlan diye sesleniyorlardı.

Aslında ilginç olan büyük babamın abisi HAAALUUUUK diye hitap ederken , onun hanımı ABDUL diye sesleniyordu.

O yıllarda hiç düşünmedim neden böyle diye her ikisine de yanıt veriyordum.

 

İlk okul üçüncü sınıfta Ankara’da amcamlarla yaşamaya başladım.  Amcam HAAALUUK derken yengem Abdul diye sesleniyordu.

Okulda bazı öğretmenlerim ABDULLAH demeye başladı.    Orada yaşayanların bir çocuğu da farklı şehirlerde olduğundan mı bilmiyorum. Okuldan bazı arkadaşlarımda HALİK diyorlardı.

On yaşıma  girmeme rağmen insanlar gerçek ismimi kullanmayı öğrenemedi.

Tabi bunda benim etkim olmalı. İsmin sorulduğunda çevreden duyduğumu belki de hoşuma giden isimler söylüyor olabilirdim. Hatırlamıyorum.

İlkokul  üçüncü sınıfın ikinci yarısında babamlar beni de Almanya ya götürdüler.  Oraları sevmedim .

Dördüncü sınıfın ikinci yarısında benim yüzümden ailem de döndü.  Orada bana nasıl hitap ediyorlardı hiç hatırlamıyorum.  Az da olsa oturduğumuz apartmanda  birkaç Alman arkadaşım olmuştu.

 

Benim baskımın etkisi ile ailem Türkiye‘ye döndüler.

Ortaokul yıllarım 80 li yıllara denk geldi.  Ankara’nın  gündem ilçelerinden biri olan Mamak Ortaokulunda okumaya başladım.
Orada da öğretmenlerim gerçek ismimle hitap etmiyorlardı. Öğretmenlerimin tamamı soyadımla hitap ediyordu.

Soyadım olan DEMİR  ismi ile hitap etmeye başladı. Şimdi anlıyorum.  Niçin soyadımla hitap ettiklerini az öncede belirttim ya 80 li yıllar.

 

Şartlar gereği  bizimkiler tekrar Almanya’ya gitmek zorunda kaldılar. Bende oraları sevmediğimden mi yoksa bu çocuk okur mu diye bilmiyorum.

Beni Edirne Merkez de Karaağaç Orta okuluna yatılı olarak verdiler.

Okulda 97 yatılı öğrenci kalıyorduk bunlardan 95 tanesi Trakyalıydı. Yalnızca Bolu‘lu Aydın ve ben Anadoluluyduk.  Mahalle sakinlerinin  çocukları da burada okuyorlardı.

Sanki tüm öğretmenler anlaşmışlarcasına burada da öğretmenler DEMİR ismini kullandılar.

Öğretmenlerden bir tanesi sanki beni Ankara’dan tanıyormuş gibi bana HALİK diye hitap ediyordu.

Mecbur kalmadıkça  kimse gerçek ismimle hitap etmiyordu. Gerçi normal ismimi veren kullanmıyordu.

Bende ismimi ne olduğunu tam algılayamıyordum. Yada o yaşlarda hoşuma gitmiyordu. Burada yani Edirne‘de bazı arkadaşlar tarafından ilk defa APO ismini kullanılmaya  başladı..

 

Orta okul bitti liseye başladığımda Aile büyüklerimde yurt dışından döndüler Ankara Demetevler’e yerleştik.

Arkadaşlarımın neredeyse tamamı bana APO diye hitap ediyorlardı.

Sürekli beraber olduğum Mustafa ismindeki arkadaşım gerçek ismim ile hitap ediyor.

Annemin dayısı da bize yakın bir yerde oturuyordu.  Dayı Haluk diye hitap etmeye başladı. Uzatmasız Haluk diyordu.

Dayının hitap şekli  çok hoşuma gidiyordu.  Söylenmesi gerektiği gibi söylüyordu.  Çocukları da babaları gibi güzel söylüyordu.  İsmimim bu şekil söylenince kendimi karizmatik hissediyordum.

Lakin hanımı Abdul diye hitap ediyordu. Onun nedeni de  Annemin de o şekil hitap etmesinde kaynaklanıyor olabilir.

 

Liseden sonra bir süre Kırıkkale’de yaşadım orada herkes kısaltılmış şekli ile hitap ettiler. Diğer isimlerimi kimse kullanmıyordu.

Daha sonrasında da bir süre Kayseri’de  yaşadım. Orada ise kişiler ABDULLAH ismini kullanmaya başladılar.

Yaş  yirmiler yaklaştı hala gerçek ismini kullanmıyorlardı.

 

Kayseri’den sonra Çankırı’ya yerleştim.  Burada da her kes  ismimin kısaltılmış Apo şeklini kullandılar.

Bazı zamanlar Çankırı’da yaşayan. Büyük dayımları gidiyordum. Onların küçük oğullarının ismi ABDUŞ tu Aynı zamanda halam olan yengen bana Abduş diyerek sesleniyordu.  Hatta bazen oğluna seslenirken bende “efendim” diyordum.

Dayımın kızı da annesi gibi Abduş  derken eniştem  ve çocukları kısaltılmış ismimi kullandılar.

Şehir merkezinde köyden tanıdığım köylülerim hala o ismi kullanıyorlar HALUK un A ve U harflerini uzatarak.

Sonradan tanıştığım TEK Müdürü Kemal Özbek, köylüm ise aynı Ankara’daki annemin dayısı gibi benim beğendiğim şekilde kullanıyor.

 

İşyerimde çalışma arkadaşlarım ve müşteriler hep kısaltılmış şekilde kullandılar.  Beni eskiden tanıyanlar hep o isimleri kullanırlar . O günlerde küçük olanlar şimdi hala APO abi diye hitap ediyorlar.

Azda olsa Abdulkadir diyenler olsa da bu isim kalıcı bir etkisi olmadı.

 
Yüksekokula kayıt yaptırma ile birlikte gerçek ismim gündeme geldi.
İş yerme gelen müşterilerin neredeyse tamı yüksek okul öğrencisiydi. Bana da hep aynı soruyu soruyorlardı "hangi okulu bitirdin".

Lise dediğimde yüzlerindeki o ifadeden ne demek istediklerini iyi anlıyordum.  O yüz ifadelerini görmek beni mutlu etmedi.

Üniversite imtihanları sonrasında  İnşaat bölümüne kayıt yaptırdım.

Kişinin öğretmenleri Sanayi ve Sezayı olunca gerçek ismimin gündeme gelmemesi mümkün değil.

Okula başlayınca öğretmenler ve arkadaşlarım yıllardır kullanılmayan ABDULHALİK  ismimi kullanmaya başladılar. Tanıyan bazı öğretmenler kısa ismimi kullansalar da genelde Abdulhalik kullanılıyordu.

Okuldan arkadaşlarımın da işyerime gelip gitmeleri ile Abdulhalik  azda olsa toplumda da kullanılmaya başladı.

Artık kısa ismim ve gerçek ismim kullanılmaya başladı. Akrabalarım ve karşılaştığım köylülerim diğer isimler kullanıyor olsalar da.

Bir gün Kurşunlu’dan bir arkadaşım işyerime gelerek beni görmek istemiş. İşyerinde çalışan arkadaşlardan bir tanesine beni sorarak “Haluk’la görüşecektim “ der. Çalışan arkadaşım "burada öyle bir isimde kimse yok" diyerek o arkadaşımı göndermiş.

Bir dönem internet kafe çalıştırdım o dönemde web siteme halen benim olan ancak aktif olarak kullanmadığı kimim.com sitesine imsilerin anlamlarını yüklüyordum.

Kendi ismime geldiğimde ismimin anlamını hiçbir sitede bulamadım.  Yaptığım araştırma sonucu Abdulhalik isminin Yaratanın kulu anlamına geldiğini öğrendim.

Web sitesine de anlam olarak yaratanın sevgili kulu diye kaydettim.  Sanırım orada da aynı duruyor olmalı.

Gençlik yıllarında herkesin tuhaf karşılayıp. Belki de bilerek kullanmadığım bu ismin manası beni oldukça mutu etti.

Artık ismimi soranlara  Abdulhalik diye biliyordum.

Yıllar sonra  bir vesile ile Çankırı Valiliğinde Basın bürosunda işe  başladım.  Çankırı Valisi Ali Haydar Öner‘di.

Vali beyin samimi olduğu arkadaşlarından bir tanesinin ismin de Abdulhalik olması  gerçek ismimin toplumda hitap edilmesi ile Vali Bey ve onun etrafındakiler bana Abdulhalik ismi ile hitap edilmeye başladılar.

Çokta hoşuma gitmeye başladı.

Valilik Basın bürosunda çalışırken mesleğimle alakalı bir okul bitirmek istedim.  Üniversite  kayıtımı daire arkadaşım Selo internet üzerinden yaptı.  Kayıt esnasında arkadaşım ismimi ABDULHALİK  yazmak isterken ABDÜLHALIK yazmış.

Bir süre de üniversite ilişkilerimde  bu ismi kullandım

Farklı isimlerle hitap edilmeler sonraki yıllarda da devam etti.

Selahattin Düzbasan’ı bir çoğunuz bilirsiniz. Üniversite yaptığı yüklü yardımla ve hayır sever iş adamı olması münasebeti ile Çankırılıların gönlünde taht kurdu.

Sayın Düzbasan‘la o dönem bir çok ortamda birlikte olma imkanı buldum. O zamanlar bana nasıl hitap ediyordu?  Hatırlayamıyorum.

Ancak gecen yıl telefonda konuştuklarım aklımda kalmış.

Bunda 10 - 12 yıl önce bir çok ortamda beraber olduğumuzu ifade etmiştim. Şimdiki gibi Haber18.com o zamanlarda  gündemde .

Bir gün Selahattin Düzbasan “ çok güzel Çankırı’ya güzel hizmetler veriyorsun. Bir istegin bir ihtiyacın var mı?  Çekinme neye ihtiyacın varsa karışılayım.  Maddi manevi “demişti.

Ben “Teşekkür ederim. Bir ihtiyacım yok siz Çankırı için ve ihtiyacı olanlar gerekli yardımlarda bulunuyorsunuz. Benim bir ihtiyacım yok” dedim.

Düzbasan” Olmaz. Bizlerin sana destek olmamız ve yardımcı olmamız gerekir” demişti.

Ben”Şu an yok 10 yıl sonra  yardımınıza ihtiyacım olabilir. Olursa o zaman ararım.  “

Düzbasan “ 10 yıl beklemeye ne gerek var şimdi söyle” dedi

10 yıl sonra demem onda merak uyandırdı.  “hadi söyle . Beni Meraklandırma.” dedi

Ben” 10 yıl sonra kızım üniversiteye gider belki o zaman ararım

Yıllar su gibi aktı gitti

 Gecen yıl  büyük kızım okulun ikinci yarısında “baba burada arkadaşlarım burs alıyor. Sende bana burs bulsana “dedi

10 yıl sonra Selahattin Düzbasan’a mesaj attım “  Verdiğin sözün üzerinden 10 yıl geçti. 4 yılda çabuk geçer” yazdım.

Daha telefonu cebime koymadan Selahattin Bey beni aradı.

Düzbasan “ABDULMECİT – ciğim .  Sözümüz söz. Gereğini yaparız. “dedi.

Kızım ile sekreter görüşmeler sonrasında gereği yapıldı. Yapılıyor.

Daha sonraları dikkat ettim. Düzbasan‘la beraber olduğumuz bazı ortamlarda hep ABDULMECİT ciğim diyor.

 

Bitti mi? Bitmedi farklı hitaplar devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım kısaltılmış ismimle bana seslenmiş seslenmiş duymamışım . Yada ilgimi çekmedi bakmamışım.

Ben duymayınca  “haber18” diye seslendiğinde bakmışım.


Son günlerde beraber olduğumuz nöbet arkadaşımda ismimle hitap etmiyor. Oda Gazeteci aşağı gazeteci yukarı sesleniyor.


Son hitap şekline geldik sizi bilmem ama bu hitap şekli beni çok ama çok mutlu etti.

Artık yaşlandık sanırım. Son yıllarda arkadaşlarımdan dostlarımdan hep istediğim  Namaz sonrası benim için “ Allah’ım Abdulhlik  kulunu sevdiğin kullardan yap” duasını oluyor.

Geçtiğimiz yıllarda Kurşunlu ilçemizde nöbet tutarken her zaman Çankırı’ya gelmek mümkün olmuyordu.  Boş zamanlarımda dinlenme tesisi olan arkadaşımın yanına takılıyordum.

Bir gün arkadaşım “ben namaz kılıp geleyim sen bir şey istiyor musun? " Dedi

Aslında o yemek çay gibi şeyleri ifade etti sanırım.

Ben” Namaz sonrasında benim için Allah’ım Abdulhalik  kulunu sevdiğin kullardan yap” duasını istedim

Arkadaşım” Herkes para ister. Yada dünya malı ile alakalı bir şeyler ister. Sende tayinimin Çankırı‘ya olmasını istemiyorsun”.demişti

Ben”Bunlar  sizlere gerekli.  Siz istihdam sağlıyorsunuz. Yatırımlar yapıyorsunuz.  Ben parayı ne yapacağım.  İnşallah lazım olmaz olsa da dostlarımız...  Tayin konusu ise uğraştık yapamıyorlar. Fazla ısrar da iyi olmaz.  insanlar yaşaması gerekenleri yaşar” ….

Buna benze bir olayda şehir merkezinde bir dostumla yaşandı. İsmini söylesem bir çoğunuz tanıyacak.  O arkadaşımın ismini haberlerimde sık sık bahsediyorum.  Bahsetmeye de devam edeceğim. Çünkü kendisini seviyorum.

Bahsettiğim arkadaşım Hacca yada  Umreye gidiyordu.

Konu açıldığında oralardan bir şey isteğim var mı diye sordu.

Aynı isteği ondan da talep ettim.

Geçtiğimiz günlerde kendisi anlattı. Belki beni mutlu olsun diye beklide gerçekten yaşadı. Olsun  beni mutlu etti ya Allah’ta onu mutlu eder.

Arkadaşım” Ravzayı Mutahhara’dayım . Elimi açtım. Abdulhalik abi gözümün önüne geldi.  Dedikleri gözümün önüne geldi gereğini yaptım “demişti

İşte o arkadaşımla gecenler de telefonla konuştum. Telefondaki hitap şekli  hala kulaklarımda.

Arkadaşım “ Efendim  Abdulhalik abi hazretleri” demesi yaşadıklarından mı  yoksa beni çok sevdiğinden mi yada beni mutlu olsun diye mi . Ne maksatla söylendi ise söylensin bu hitap şekli çok hoştu. Hoşuma gitti.

İsmimi seviyorum İsmim ABDULHALİK yani yoktan var edenin kulu…

Bu haber 7963 defa okunmuştur.

Köşe Yazarları
kose Suskunlar Meclisi31-10-2017