İstanbul’un Fethi

Haberci Yazı

29-05-2017 13:25

Haberci Yazı

“İstanbul’un Fethi” Münasebetiyle…

  29 Mayıs 1453…

 Günümüzden 564 yıl önce…

 Genç FATİH, Batı Hıristiyan Dünyası’nın Konstantinapol’ünü İSTANBUL yaparak DEVLET’ten SÜPER DEVLET’e geçişi hazırlamış, aynı zamanda EN BÜYÜK İNSAN’ın müjdesine mazhar olmayı da becerebilmiştir. Bu mazhariyet, sadece genç Fatih’in midir? Şüphesiz ki, hayır.

Fatih, 21 yaşında olmanın serdengeçtiliğinin yanı sıra, yaşından beklenmeyecek ölçüde bilge, mütevazı, sanatkâr, şair, edib, gerekli niteliklerle bezenmiş ârif ve âlim bir insan; istişare ve yönetme yeteneği yüksek bir liderdir. Lâkin, yüksek donanımlı bir liderin, toplum içinde temayüz edebilmesi için gerekli olan önkoşulların başında, yetiştiği ortam, ortamı hazırlayan sosyal - kültürel ve iktisadî standartlar da unutulmamalıdır. Ayrıca, insan ve lider olmanın temel niteliklerini, çocuk ve delikanlı Mehmet’in beynine ve gönlüne sabırla ve zamanla işleyen, onun FATİH olmasını sağlayan Akşemsettin’i, Molla Gürani’yi ve onların da hocaları Hacı Bayram-ı Veli ve Somuncu Baba başta olmak üzere, HOCA AHMET YESEVİ’ye varıncaya kadar bütün HORASAN ERENLERİ’ni, Anadolu evliyalarını kim göz ardı edebilir?

 

Yüzyılların gerisinden gelerek bütün insanlığı yakından ilgilendirecek boyutta, dünyaya yön vermiş; İstanbul’da lâlelerin ve güllerin bir başka açılmasına, bir başka koku salmasına zemin hazırlamış, Türklüğün ve İslâmiyet’in lâlelerini ve güllerini başta İstanbul olmak üzere yeryüzüne salmış Fatih’in ve Fatihler’in mayasında her daim bulunan şu kavramlar, bu gün geçerliliğini kaybetmiş gibi durmaktadır:

İLİM, ADALET, AHLÂK, YÖNETİM BECERİSİ…

İstanbul alındıktan sonra, Bizans imparatorunun hapsettiği papazlardan biri ile Fatih Sultan Mehmet arasında geçen konuşmayı çoğumuz biliriz. Fatih’in, “İmparator, seni niçin hapse attı?” sorusuna mukabil; papazın “Bizans’ta adaletin kaybolduğunu, ahlâkî değerlere önem verilmediğini, papazların ve bilim adamlarının ‘MELEKLER ERKEK Mİ, DİŞİ Mİ?’ gibi yararsız tartışmalar yaptığını; bu nedenle Bizans’ın yok olacağını” söylediği için hapse atıldığını ifade ettiğini Osmanlı vakanüvistlerinin notlarından öğrenmekteyiz. Aynı papazın Fatih’in emriyle Osmanlı ülkesini gezdiğini; gezi notlarını ve gözlemlerini çeşitli olaylarla örneklendirerek Fatih’e aktardığına da yine aynı kaynaklardan haberdarız.

***

Gelelim günümüze…

Bugün, Fatih döneminde yaşayan o papaz gibi, gerçekçi gözlem yeteneğine sahip bir insan ülkemizi gezse, gezi notlarını ve gözlemlerini Sayın Cumhurbaşkanımıza sunsa, ortaya nasıl bir tablo çıkar? Hiç merak ettiniz mi?

Bugün, üst düzey siyasîmizin veya toplum liderinin kaç tanesinin bir AKŞEMSETTİN’i, bir SOMUNCU BABA’sı bulunmaktadır? (Bu cümleden sadece tarikat şeyhlerini kastettiğim anlaşılmasın. Âlim, ârif ve kemâle ermiş insanları kastediyorum.) Son dönemde manevî mimar diyebileceğimiz kaç şeyh, kaç mürşit veya kaç bilge insan YENİ AKŞEMSETTİN, YENİ HACI BAYRAM-I VELİ veya çağdaş GÖNÜLLER SULTANI olarak “YENİ FATİHLER” yetiştirmek amacıyla vazifelerinin başındadır?

200’e yakın üniversitemiz ile övünüyoruz. Lâkin, hangi üniversitemiz, uluslar arası bilimsel literatürde, bilimsel sıralamada dereceye girmeyi başarabilmiş? Sosyal ve Fen Bilimleri fark etmeksizin, üniversitelerimizin pek çoğunda mekân, malzeme, kendini bilen öğretim üyesi ve ufuklu uzman yetersizliğini bilmeyen kaldı mı? Üniversitelerimizde bilimsel hırsızlıkların yapıldığını bilmemiz, duymamız, okumamız hangi birimizi çileden çıkarmıyor? Dindar gibi görülen, gerçekte ise tavır ve dünyevî hırslarla bezenmiş, ihale peşinde koşan rantiyeci siyasî ve üst düzey bürokratları gördükçe akl-ı selim kimin midesi bulanmıyor?

“MÜLKÜN TEMELİ OLAN ADALET” in yıprandığını, bağımsız yargıdan söz etmenin zor olduğunu, hukukçular başta olmak üzere pek çok aydının ifade etmesi artık vaka-yi âdiyeden kabul edile gelmemiş midir?.

Ahlâksızlığın ahlâk haline dönüştürüldüğü bir dönemi, capcanlı yaşadığımızı son yıllardaki kaset olaylarından çıkarmak mümkün değil mi?

Toplum liderleri, kanaat önderleri konumundaki üst düzey siyasîlerin kimilerinin, kendi ahlâksızlıklarına zemin hazırlama gayreti içinde bulunmaları, ahlâksızlıklarını meşru kılmaya çalışmaları bir yana; edepsiz insanların özel hayatına müdahale edip, gayri meşru yöntemlerle siyaseti ve toplumu kendi menfaatlerine göre yönlendirme faaliyetleri, AHLÂK kavramının bir değerinin olmadığını bize belgelemiyor mu?

***

BİLGİNİN VE BİLİMSEL ARAŞTIRMANIN PARA ETMEDİĞİ, ADALETE GÜVENİN ZEDELENDİĞİ, AHLÂKSIZLIĞIN TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMDA; hangi etnik kökene, hangi mezhebe sahip olursa olsun, Anadolu coğrafyasının MUSEVİ – HIRİSTİYAN İTTİFAKI’nın eline geçmesini istemeyen her vatan evladının bilmesi ve bildirmesi gereken önemli husus şu olmalıdır, kanaatimce…

Daha çok SABIR, daha çok BİRLİKTELİK, daha çok GAYRET, daha çok AKILLI OLMAK ve inşallah daha çok ŞÜKÜR...

İstanbul’un Fethi’nin 564'üncü yıldönümünde, aziz milletimizin bu kutlu gününü en kalbî duygularımla kutlar; FETİH MÜNASEBETİYLE BU YIL VEYA ÖNÜMÜZDEKİ YAKIN ZAMANLARDA AYASOFYA'NIN CAMİ OLARAK İBADETE AÇILMASINI YÜCE RABBİMİZDEN NİYAZ EDERİM.

Allah, yâr ve yardımcımız olsun!

Prof. Dr. Ahmet KIYMAZ

 

Bu haber 2358 defa okunmuştur.

Köşe Yazarları
kose Suskunlar Meclisi31-10-2017