Vali Talimatı İle Yakaladılar

AbdulhalikDemir

26-04-2017 03:02

AbdulhalikDemir

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u 21 yaşında fethetti. Bazı kaynaklar 19 yaşında feth ettiğini de söylüyor.

Bende o  yaşlarda  1987 Çankırı Merkeze tesadüfen geldim.  O zaman söylenenler gibi buralı değilmiş demeyin…

Çankırılıyım.  Taşyakalıyım. O  tarihlerde babamla birlikte Ankara başta olmak üzere  bazı illerde Atari Salonu işletiyordum..  Babam bir vesile ile Çankırı merkezde şimdi Cudi’nin  fırını olarak bilinen fırın o zaman  boşmuş. Orayı kiralamış.  Fırın o zaman da duruyordu. Fırının etrafını suntalarla kapatıp boş olan kısımlarına atariler yerleştirmiş.
Kaba işler bitince benim Çankırı’ya gelmemi istedi. 
O tarihlerde Kayseri’deydim.

Ben gelince babam Ankara’ya döndü.  Atari makinelerini  yerleştirdim. Ruhsatımı da aldıktan sonra işyerini açtım.

Mahalle mutaassıp bir yapıya sahipti. Herkes birbirini tanıyor.  Atari salonu açtım diye birçok insan  uzaktan uzaktan bana kızıyordu. 

Zamanla  beni tanıdılar. Minyon tipli ve sevimli olduğumdan mahalleli beni kabullendi.   Hatta ailelerinden biri gibi, görmeye başladılar. Çocukları ile arkadaş oldum. Çoğu zaman bazı ailelerin evinde yemek bile yiyordum.

Mahallenin kültürüne yabancı değildim.  Özellikle çocukluğum buna benzer kültürde geçmişti. Mahallenin büyüklerine oradan geçerken hatırlarını sorup ellerini öpüyor ve çay ikram ediyordum. 

Mahalleli ile o kadar samimi oldum ki, onların çocukları ile mahalle  sakinlerine şakalar dahi yapıyordum.
Sizin anlayacağınız şımarıklık bile yapıyordum.

Yaptığım şımarıklıklardan birini anlatıp esas  konuya döneyim.
Orada  samimi olduğum arkadaşlardan bir tanesi Fedai idi.  Hemen aklınıza yanlış şeyler getirmeyin. Arkadaşımın ismi Fedai idi. O da benim gibi minyon tipli birisiydi. Benden birkaç yaş küçüktü.  İyi Cimnastikciydi.  Ben de bir dönem faklı sporlarla uğraştığımdan olmalı onunla bayağı samimi olduk. Sporcu olduğu kadar akıllı ve zeki birisiydi.

Atari salonunun yanı İnci Pasta  isminde Pastane Salonu vardı.  Sahibi Ali amcaydı.  Akşamları Ali amcaya tavada yumurta pişirtip  karnımı doyururdum.  Orası işyeri olduğu için yediklerimin parasını veriyordum. Ali amca ile dostluğumuzu ilerlettim. Ara sıra da oturup sohbet ederdik.


Ali amcanın beyaz bir şahini vardı. Arabası ile akşamları gezmeye giderdi.  Bazı akşamlar iyi gelirdi!

Arabasını kaldırımın ortasındaki demir elektrik direğinin  yanına bırakırdı.  Direğe bazen yarım metre bazen de bir metre  mesafede bırakırdı.
O dönem sporla uğraştığımdan olmalı Ali Amcanın aracını arkadan tuttum mu arka tekerlekleri yerden kesebiliyordum.  Arkadaşım Fedaide bayağı güçlüydü.  İkimiz ön tekerin çamurluğundan kaldırınca tekeri yerden kesiyorduk

Atari salonunu gece saat:24:00 gibi kapatıyorduk.  Ali Amca arabayı bahsettiğimiz şekilde park eder ve gidip evine yatardı.


Biz de Fedai ile arabayı kaldırıp elektrik direğine yaslardık. Aklımızca Ali amca sabah kalkıp arabasına baktığında “Arabayı direğe vurmuşum.“ desin diye beklerdik.
Az önce bahsetmiştim. Bazı akşamlar sohbet ederdik.  Bu konudan hiç bahsetmezdi.
Bunu bir süre yaptık. Ancak Ali amca bu konudan hiç bahsetmedi.
İlerleyen günlerde işi daha da  ileri götürdük. Arabanın yönünü onun koyduğu istikametin tam tersine çeviriyorduk.   Baktık ki  Ali amcanın umurunda değil. O işten vazgeçtik. 

Şimdi diyeceksiniz ki konunun Fatih Sultan Mehmet’le  ne alakası var.

İşte o yaşlarda insanların eli dursa ayağı durmuyor. Ayağı dursa aklı durmuyor. 
O yaşlarda çocuğu olanlar ben de dahil çocuklarımız ne yapsa. “Olmaz yapma. Yaptığın yanlış.  Elalem ne der.  Kimse yapmıyor sen neden yapıyorsun?  Bırak başkası yapsın” gibi sözler sarf ederiz”
O yaşlarda herkes zeki.
 Ben mi? 
Yaptıklarımı yazınca siz karar verin.

Atari oynayabilmek için jeton kullanılırdı.  Atari ile yeni tanışan çocuklar cihazı kullanmayı bilmediklerinden, jetonu attıktan kısa süre sonra oyun bitiyordu .  
Ailelerinden sürekli de harçlık alamayacakları için, teneke parçalarına jeton şekli vererek, atarileri çalıştırıyorlardı.  Hele Endüstri Meslek Lisesinde okuyan bazı öğrenciler orada yaptıkları sahte jetonları, ceplerine doldurup geliyorlardı.  


Okullar  dağılmadan jeton kutularını boşaltıyordum.  Onlar oyuna başladığında jeton kutularında sadece onların attıkları jeton ya da tenekeler oluyordu.  Teneke olayını tamamen bitirdim.
Ancak bir müddet sonra jeton satışları tekrar düştü.
Öğrendim ki  teneke atanlar farklı yöntem bulmuşlar.  Yaptıkları işte delil de bırakmıyorlar.

Özellikle atariye gelen Endüstri Meslek lisesi öğrencileri okulda orijinal jetonu  delip , jetona ip bağlayarak çalıştırıyorlarmış.
İpi tutup jetonu atıyorlar. Oyun başlayınca jetonu geri çekiyorlarmış.

Oyuna başlayanların jeton kutularında jeton çıkmayınca onlarında foyası ortaya çıktı.
Bu yöntemler  başvuranları yakaladığımda: Yaptığımız konuşma sonrasında tekrar yapmayacaklarına dair söz veriyorlardı.Bir çoğu gerçekten yapmıyordu. Yapanlarda sonucuna katlanıyordu. Bir daha atari salonuna giremiyorlardı.

Zaman içerisinde müşteriler bir jetonla uzun süre oynamaya başladılar Hatta bazıları oyunların sonunu getiriyordu. 
Bir jetonla doyasıya eğlendiklerinden alternatif yollara başvurmadılar.

Yeni oyunlar çok pahalıydı. Yeni oyunlar da alamıyordum. Yeni oyunlar alamadığım için gelir zamanla düştü.  Gelirimiz artırmak için atari salonuna farklı yeni müşteriler gelmesi gerekiyordu.

Bunun için bir şeyler yapmam gerekiyordu!
İlk olarak dükkanın içerisine yerli ve yabancı artistlerin posterlerini astım. İçeriye ve dışarıya renkli lambalar koydum.  Özellikle dışarıda yanıp sönen renkli lambalar, uzaktan geçenleri de salona yöneltti.
Bu yöntem de bir süre işe yaradı.

Öncelikle  atari ve atari salonunun yerini bilmeyenlerin dikkatini de çekmem gerekiyordu.
Ankara’da kısa bir dönem halk bandı telsizi kullanmıştım. (break break arkadaş arıyorum) O dönem aldığım el telsizini ve iyi çeksin diye aldığım yarım dalga anteni de  Çankırı’ya gelirken getirmiş, anteni de çatıya dikmiştim.
Telsizi Çankırı’da tüpçülerden başka kullanan olmayınca,  kullanım alanı bulamadım.  Ancak anteni de sökmedim. Çatıda kaldı.

Anten , 2-3 metre uzunluğunda bir çubuk ve kenarlarında aşağı kısma bakan üç adet  1 metrelik alüminyum çubuklardan oluşuyordu.

Antenin çubuklarına led lambalar döşedim. Bazı kısımlarına floresan lamba ateşleyen starterlerden  bağladım.  Önce yandaki kanatlar sırayla yanıp sönüyor, daha sonra yukarıya giden 3 metrelik direkteki lambalar yanıyordu.
Adeta çatının üzerinden bir şey gökyüzüne gidiyormuş gibi oluyordu.
O yıllarda Çankırı’da apartman fazla olmadığında  kısa sürede yanan lambalar herkesin dikkatini çekti.  Uzak yerlerden insanlar lambaları seyrediyorlardı.
Bu sayede aileleri ile gelen çocuklar “a burada atari varmış” diyorlardı.  Ertesi gün okul çıkışı hop atarideler.

BU DA POLİS ENGELİNE TAKILDI
Birkaç gün sonra polisler gelerek “Onu kaldır. İnsanların merak konusu oldu. Arayıp bu ne diye bize soruyorlar.Bir daha da cins cins şeyler yapma….”
Ne desek nafile. Derdini kime anlatacaksın. Fişi çektik bir daha  yakamadık.
 
POLİS KORKUSU 2 – 3 GÜN SÜRDÜ
Ben dursam beynin durur mu?.  Neyin cins olduğunu  nereden bileceğim.  Kime neyi sorsan yasak,  O günkü  zihniyet….

Biz yazıya devam edelim…
Çankırı’nın zenginlerinden Gerçekler Giyimin evi, atari salonunun arkasında bir yerdeydi . Küçük oğulları Ömer zaman zaman atariye gelir oyun oynardı. Çoğu zaman gelirken de kumandalı oyuncak arabasını getirirdi.


 Ben ona jeton verirdim. O da bana arabayı verirdi. O atari oynarken ben de araba ile zaman geçirirdim.  Araba çok güzeldi. Büyük küçük herkes oynamak isterdi.
 Ömer “kimseye verme “diyordu. Zaman içerisinde Ömer ile ahbap olduk. Araba çoğu zaman  bende kalıyordu. 

Herkesin ilgisini çeken bu oyuncaktan para kazanabilirdim.  Öyle de yaptım..
Küçük sanayiye giderek 1.5  metre boyunda 1 metre eninde sunta kestirdim.  Saç teneke ile bunu ralli pistine çevirdim.  Otomobilin tekerleklerinin geçtiği arayı da sacla döşedim.  Aracın dış kısımlarını ve altına elektrik  geçiren metal ekledim.  Oyuncak otomobili pistte kullanırken kenarlara değdiğinde  bu iş için aldığım kapı zili çalıyordu.
Bir atari jetonu karşılığı oynatıyordum. Oyunu bitirene 3 jeton veriyordum.  Herkes beceremiyordu. Hazırladığım pisti iyi oynayanları  oynatarak hazırladım. Onları geçtiğini görenler biz de geçeriz diyerek oynuyordu. 
BUNUN DA ÖMRÜ KISA SÜRDÜ. YİNE POLİS AMCALAR
Bir iki hafta sonra polisler geldi. “Bu ne?  Bunu oynatamazsın. Bunu oynatman için ruhsat almalısın.”
-“Bunun için ruhsat veriliyor mu ki?   Nasıl Alacağım?”
Polis”Öyle bir ruhsat yok. Vermezler.  Atari ruhsatında da bunu oynatabileceğin yazmıyor.  Çabuk kaldır. Tutanak tutarsak burası kapanır.”
Sonuç: Kaldırdık.

 
YILDIM MI SİZCE? EVET, YILMADIM. DEVAM
Çankırı’ya Lunapark kuruldu. Gezmeye  gittim. Orada insanlar langırt (masa topu) oynuyorlardı.  Biraz seyrettim.  Beş top 1 TL. Oyun 15 saniye sürmüyor.  Kabaca ne kadar kazanır diye hesap yaptım. Manyak bir para
 
Hiç araştırmadan incelemeden babamı aradım:“Baba bana iki langırt  al da gönder” dedim.
Babam iki tane alıvermiş. Ankara’dan Kastamonu otobüslerine verdi. Dükkanın karşısından, köprü başından aldım.

Bu seferki işi ruhsatlı yapacağım. Lunapark oynatıyorsa bana da ruhsat verirler. Atari salonunda birlikte oynatmasalar dahi,  langırt için ayrı işyeri dahi açmayı düşünüyordum.
Emniyet ruhsat şube müdürlüğüne gittim.  Konudan bahsettim. Alamazsın. Langırt yasak dediler.

“Lunaparkta  oynatılıyor. Polislerde oradaydı bir şey demediler.”
Polisler"Biz şimdi oradan da kaldırtacağız dedilerse de lunaparkın kalkıp gittiği güne kadar kaldırmadılar.

O günlerde yaptığım araştırmadan öğrendim ki Ankara’da bazı yerler eğlence  salonlarında langırt oynatıyorlarmış..
Onlardan bir tanesinin ruhsatının fotokopisini aldım geldim.
Ruhsat müdürüne durumu anlattığım da sanırım tansiyonu çıktı. Konuşma şekli değişti. Kabalaştı.
Müdür:“Git . Ankara’da aç. Ruhsat vermiyorum. “
Ben de” Ankara ve  Çankırı arasında  şehir olarak ne fark var. Her ikisi de Türkiye’nin şehri değil mi?” dedim Sonuç değişmedi.
Müdür “Çıkartın şunu dışarı. Bir daha da yanıma sokmayın”
 
BU MACERADA MI BİTTİ? HENÜZ DEĞİL!
Bir dönem bu yerlerin ruhsatı emniyetten alınarak belediyelere verildi.
Aynı gün belediyeye gittim. Henüz onların haberi olmamış.  Emniyet belediye arasında birkaç sefer gidip geldikten sonra bundan belediyenin de haberi oldu
Sonuç olarak atari ruhsatının yanına masa topu ruhsatını yazdırdım. Parantez içinde de langırt yazdırdım. Bununla da yetinmeyip belediyedeki ikinci nüshasına da eklettirdim.
İki hafta çok güzel para kazandım.  Ramazan ayına denk gelmesinin de etkisi var tabi. Öyle bir para yok. Anlatamam.

İki hafta sonra polis denetlemesinde
Polis “ bu  yasak”  ruhsatı göstersem de bir şey değişmedi.
Tutanak tutup beni mahkemeye verdiler.  İlk mahkemeden sonra ki mahkemelere gitmedim.

Niye yasaklanmış diye merak ettim . Araştırdım. 1968 yılında yasaklanmış. Bazı söylentilere göre bir bakanın oğlu oynarken top fırlamış gözüne gelmiş. O da bu Kumar aleti demiş yasaklanmış.
Dikkat ettiyseniz  şimdiki langırt masalarının üstü kapalı.

Üç yıl sonra berat ettim diye kağıt geldi. Üç yıldır adliye deposunda duran masa toplarımı alabileceğim ayrıca masa topu oynatamayacağım da belirtilmiş. Masa topu maceram da bu şekil son buldu.
 
SIRA GELDİ  VALİ BEYİN BENİM İÇİN YAKALATMA  EMRİNE
Arabesk dinletiyorum diye siyasi suçla tutuklanacaktım.
Kaset çalarlı radyolu teyplerin meşhur olduğu dönemlerde  kablosuz mikrofonlar gündemdeydi.

Mikrofonla yaptığın konuşmalar kablosuz olarak radyodan dinlenebiliyordu
Benimde dikkatimi çekti bir tanede ben alayım dedim.  Ankara Konya sokaktaki fiyatlarını sordum. Çok para dediler. 

Esnaflardan bir tanesi “ önemli bir işte kullanmayacaksan FM vericiler de işini görür. Fiyatı da bedavaya yakındı. Hemen bir tane aldım.

Atarideki teypte  biraz denemeler yaptık. Sıkıldım. Bunu nasıl değerlendirebilirim derken aklıma  atari salonunda kaset çalar ile dinlediğim müzikler etrafımdaki radyosu olanlarda  dinleye bilirdi.
İlk denememde  yandaki evlere dahi gitmiyordu.
 
Daha sonra aklıma  kullanmadığım  çatıdaki telsiz antenim geldi.
Fazladan birkaç pil de kullanarak vericinin anteni ile telsiz antenini birleştirdi. 

Arkadaşın arabası ile nerelerden çekiyor diye kontrol ettiğimizde  Antenin gördüğü bir çok noktadan çekiyordu.  Az öncede bahsetmiştim Apartman  fazla olmadığından çatıdaki anten bir çok noktayı görüyordu.

O günlerde Atari salonunda kullandığımız teypte farklı müzikler dinliyorduk. Bazen de müşteriler kaset getiriyor onu dinliyorduk.
Ben  genelde o günlerin güncel müzikler  dinliyordum. Bazı arkadaşlarda akşamları Ferdi Tayfur , Orhan Gencabay  bazıları da Ahmet Kaya Edip Akbayram dinliyordu.  

Bu dinlediğimiz müzikleri de o verici ile etraftakilerin dinlemesine vesile oluyorduk.
Bilmeden İlk Özel radyo yayını yapmaya başlamışım. 

O tarihlerde henüz özel radyo yayınları başlamamıştı. 
Çevre evler hatta çevre mahallelerde bazı insanlar gelip istekler istemi ye başladılar.
İyi hatırlıyorum. Küçük bir  çocuk gelerek “Ben aksu mahallesinden geliyorum. Ablam Küçük Emrah parçaları çalmanızı istiyor “demişti.

Öyle güzel parçalar çalmaya başladık ki  bazı polisler köprü başının oraya gererek araçlarının içerisinden bizim çaldığımız müzikleri dinliyorlardı.
 Bilmeyerek de   olsa yine Çankırı’nın gündemi oldum.
Vali Konağı  (Valinin evi) atari salonunun olduğu yere yakın.
Tam hatırlamıyorum ancak hafta sonu olduğunu düşünüyorum.
Öğleden sonra saat 15:00 sıralarında o gün baya korkmuştum. Çankırı’da ne kadar polis varsa ellerinde silahlarla atari salonunu bastılar.

Polislerin bir kaçı beni tuttuğu gibi arabanın birine soktular. “yayın yapıyor muşun “
yayın yaptığımı sanki kendileri bilmiyor gibi bu soruyu soruyorlar.

“Yayın yaptığın cihazları göster” soruların ardı arkası kesilmiyor
Polisle birlikte cihazı aldık. “bu mu “
- evet
FM vericide alarak beni il Emniyet Müdürlüğünde siyasi şubeye götürdüler.

Sonradan öğrendim dönemin Valisi  evinde radyoda frekans ararken benim yaptığın yayını bulmuş. Bir süre dinlemiş.  Bakmış ki hep arabesk ve benzeri  müzikler.

Vali” Birisi arabesk yayın yapıyor yakalayın onu. Orada siyasi propaganda da yapar hemen yakalayın “demiş
Polislerde beni tanıdıkları için elleriyle koymuş gibi buldular. Hemen bulduk diye de havalara girdiler.

O dönem siyasi şube müdürünün oğlu arkadaşım. H.. amca da beni tanıyordu. Bazen oğlu ile onun yanına gittiğimiz ve sohbet ettiğimiz de oldu.

Beni tanıyor ve  seviyordu. Kötü birisi olmadığı iyi biliyordu.
Olaya benim vesile olduğumu öğrenince bunu da kötü bir amaçla yapmadığı düşündüğünden ayrıca yayın cihazının da  piyasada satılan basit bir şey olduğunu görünce
Polislere  “o cihazı alın çocuğa da bir şey yapmayın. Salın gitsin “demiş

Bu saye  yayın yapmanın da yasak olduğunu öğrendim.

Bunlar benim yeni şeyler yapmama engel odumu?
Kısa denen hayata neler sığmış ben hatırladıkça yazacağım, sizlerde ilgilenirseniz okuyacaksınız.

.

 


 

Bu haber 25595 defa okunmuştur.

Köşe Yazarları

Aşırı Sıcaklarda ..08-07-2017