0

Tahsin Ötgüç

26-07-2016 05:48

Tahsin Ötgüç

İnsanların dünya sahnesinde yaşıyor olmasının bir gayesi vardır. Bu gaye tektir ve Allah’ın isteklerine göre yaşamı sürdürmektir. Bunun için de inancında ve davranışlarında
samimi olması gerekir. Yani özün söze, sözün de öze uygun olması lazım gelir. Ortama göre hareket etmek, olması gerekenin dışına çıkarak birilerine şirin görünmeye çalışmak, varlığına

İnanmadığı bir şeyi inandı görünmek, yapmayacağı veya yapamayacağı bir işi, yaparım diye vaatte bulunmak, ikiyüzlülüğü ortaya çıkarır.     


Bu hususta yüce Allah Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmuştur.”Onlar iman edenlere rastladıkları zaman, inandık derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman “biz sizinle beraberiz, Müslümanlarla alay ediyoruz” derler. Bakara, 14.   
Toplumda öyle insanlar vardır ki, inanmadığı bir şeyi inandı gibi gözükür. Sevmediği bir insanı sırf maddi ya da manevi çıkar için seviyor görünebilir. Yapma arzusunda olmadığı bir şeyi gerçekten yapacakmış gibi konuşur. Her hususta yalan konuşmayı kendilerine mubah sayarlar. Doğrulukla ilgisi olmayan bir söz veya olayı hakikatmiş gibi anlatırlar.     

Peygamber efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır.”Münafıklığın alameti üçtür. Yalan konuşmak, emanete hıyanetlik etmek, sözünde durmamaktır” Riyasüzsalihn. Bu alametlerin tamamı bir insanda bulunursa, o insan, münafıktır. Bu hallerden bir veya ikisi bulunursa  o insanda münafıklık alameti, vardır denir.Bu tip insanlar toplum içinde sevilmez ve sayılmazlar. Halk tarafından itibar görmezler. Bu kötü söylem ve davranışlarıyla daima günaha girerler. Allah’ın rızasından uzaklaşırlar.
                   
Riyakârlık: gösteriş ve desisedir. Riyakâr olan insan, bir şeyin faydalı olduğundan değil de birileri görsün ve bu insan iyi iş yapıyor desinler diye çalışan kişidir. Bu nevi kişiler, yaptıklarının karşılığını bulamazlar. Kendilerine yarar değil zarar vermiş olurlar. Toplumda iyi bir intiba bırakamazlar. Aslında onlar da yaptıklarından pişmanlık duyarlar.Zira hayattan manen tat alamazlar.Kalplerinde sürekli mutsuzluk ve güvensizlik oluşur..Bazen kendi söylediklerine kendileri de inanmaz  hale gelirler. Sonuçta kendisiyle barışık olmayan insan modeli ortaya çıkar.
                         
Allah, maun suresinde konumuzla ilgili şöyle buyurmaktadır.”Vay haline o namaz kılanlara ki, kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler. Onlar (kıldıkları namazların
da) gösteriş yaparlar. Muhtaç olana yardım etmeyi mani olurlar”. Laf üretmeyi kendilerine meslek edinenler zamanlarını boşa geçirdiklerinin farkında değillerdir. Hâlbuki boşa geçirecek bir saniyelik zamanımız yoktur. Yüce Allah, her nimetin hesabını mutlaka soracaktır. Önemli olan hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmektir.
                          
Dini ve dünyevi her işimizde samimi olmalıyız. Allah’ın farz kıldığı ilahi görevlerimizi yerine getirirken, İnsanların huzur ve mutluluğu için çalışırken, daima Allah’ın rızasını gözetmeliyiz. Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, bizler de diğerlerine öyle davranmalıyız. Bilmeliyiz ki, bizler ve dünyada sahip olduğumuz her şey yok olmaya mahkûmdur. Önemli olan bulunduğumuz yerden ayrılırken veya dünyadan göç ederken arkamızda hoş seda bırakmaktır. Bunun için yaşantımızda günü kurtarmak değil de olması gerekeni icra etmeliyiz. Yarına hep birlikte güvenle bakabilmek için buna her zaman ihtiyacımız vardır. Bu bakımdan duygumuz, söylemimiz ve eylemimiz aynı olmalıdır.
 

Bu haber 22314 defa okunmuştur.

Köşe Yazarları
kose Suskunlar Meclisi31-10-2017